top of page
Cotes_de_la_Mer_Noire._Reunion_de_princes_tcherkesses_edited.jpg

ÇERKESYA BAĞIMSIZLIK BİLDİRGESİ
AVRUPA YÖNETİMLERİNE HİTABEN
1836

Kafkasya'nın sakinleri Rusya'nın yönetimindeki bir halk olmak şöyle dursun onunla (Rusya ile) barış içinde bile değiller, uzun yıllardır sürekli bir savaş içerisindeler. Bu savaşı kendi başlarına sürdürdüler. Hiçbir güçten hiçbir dönemde teşvik veya yardım almadılar.


Porte (Babıali), bu vilayetlerin egemenliğini elinde tutarken, savunma konusuna kendileri bakmak zorunda kaldılar, ancak son zamanlarda Porte, onlara her şekilde ihanet etti ve onları terk etti. Bir Paşa, Anapa'nın kapılarını Moskof altını karşılığında açtı ve Çerkeslere Rusların, Ermenistan’ın isyancı liderlerine karşı Sultan'a destek için arkadaş olarak yürüdüklerini söyledi. Başka bir Paşa onları yine ihanete uğrattı ve bir gece ülkeyi terk etti.


O zamandan beri Çerkesler Sultan'a tekraren heyetler gönderdiler, bağlılık sunmak ve yardımını istemek için: ancak soğuk şekilde karşılandılar. Ayrıca, İran'a başvurdular ve son olarak da Mehmet Ali'ye (Mısır) başvurdular ancak başarılı sonuçlar elde edemediler. Onlar, bağlılıklarını takdir etseler bile o zaman onları desteklemek için çok uzaktaydı.


Bu sırada, Çerkesya'nın temsilcileri, uzakta olanlara bilmedikleri konuları anlatmaları gerektiği konusunda bilgilendirildiler; Rusya'nın baskısının ne kadar dayanılmaz olduğunu, onun herkesin adetlerine, inancına ve mutluluğuna ne kadar düşman olduğunu (Çerkesler ona (Ruslara) karşı neden bu kadar uzun süre savaşmış olabilirlerdi?), generallerinin ne kadar sözüne güvenilmez olduğunu ve askerlerinin ne kadar vahşi olduğunu anlatmaları için- bu nedenle Çerkeslerin yok edilmesi hiçbirinin çıkarına değildir. Tam tersine, Çerkeslerin desteklenmesi herkesin çıkarına uygundur. Şu anda bize karşı savaşmakta veya bizi abluka altına almakta olan yüz bin Moskof askeri, daha sonra sizinle savaşacak. Şu anda çorak ve dik kayalarımız üzerinde dağılmış olan yüz bin adam, o zaman sizin zengin ovalarınızı ele geçirecek, Rayalarınızı ve sizleri köleleştirecek.

 

Dağlarımız İran ve Türkiye'nin* siperi durumundadır, desteklenmediğinde bu ikisi için kapı haline gelecek olan hem Türkiye hem de İran için sığınak görevi görmektedir. Bunlar, evin kapısıdırlar ve sadece kapalı tutulduğunda ocak savunulabilir. Ancak daha da ileri gidelim, bizim kanımız, Çerkes kanı, Sultan'ın damarlarında akmaktadır. Annesi, haremi Çerkes'tir. Köleleri Çerkes'tir. Bakanları ve generalleri Çerkes'tir. O, dinimizin ve soyumuzun lideridir; gönlümüz onunladır ve ona bağlılığımızı sunarız; - bu tüm bağlarla, ondan koruma ve destek talep ediyoruz ve eğer çocuklarını ve vatandaşlarını savunamaz veya savunamazsa, Kırım Hanlarını düşünsün, onların soyundan biri bizim aramızdadır.


Bunlar, iletmeleri için temsilcilerimize telkin ettiğimiz sözlerdi, ancak dikkate alınmadılar. Sultan, Moskofun dostu olmaktan vazgeçtiğinde komutasında ne kadar çok kalp ve kılıca hükmedeceğini bilseydi, dikkate alınırlardı.


Rusya'nın dünyadaki tek güç olmadığını biliyoruz. Rusya'dan daha güçlü ama yardımsever, bilmeyenlere yol gösteren, zayıfları koruyan, Rusların dostu değil, düşmanı olan, ancak Sultan'ın dostu olan diğer daha büyük güçlerin olduğunu biliyoruz. Dünyanın ulusları arasında İngiltere ve Fransa'nın ilk sırada olduğunu, Rusların küçük teknelerle geldiği ve Azak Denizi'nde balık avlama için bizden izin istedikleri zamanda bile bu iki ulusun büyük ve güçlü olduklarını biliyoruz.


İngiltere ve Fransa gibi büyük ulusların bizim gibi basit ve fakir bir ulusu önemsemeyeceğini düşünmüştük, ancak böylesine bilge ulusların Rus olmadığımızı bildiğinden hiç kuşku duymadık. Bizim pek bir şey bildiğimiz yok, topçularımız, generallerimiz, disiplinimiz, gemilerimiz veya zenginliğimiz yok- biz dürüst bir halkız-, yalnız bırakıldığımızda barışçılız, ancak Ruslardan nefret etmek için haklı nedenlerimiz var ve neredeyse her zaman onları yenebiliyoruz. Bu nedenle, ülkemizin Avrupa'da basılan tüm haritalarda Rusya'nın bir parçası olarak işaretlendiğini; Rusya'yı titreten savaşçılarımızı ve Rusların ayak seslerinin hiç işitilmediği bu dağlarımızı Ruslara teslim ediyormuş gibi görünen Rusya ile Türkiye arasında imzalanan hakkında hiçbir şey bilmediğimiz antlaşmaları; Rusya'nın Batı'da Çerkeslerin, kendi köleleri olduklarını ya da hiçbir nezaketin yumuşatamayacağı ve hiçbir yasanın engelleyemeyeceği vahşi haydutlar ve vahşiler olduğunu söylediğini büyük bir aşağılanma duygusu ile öğrendik.

 

Böyle kadınsı hileleri ve yalanları Tanrı’nın huzurunda en ciddi şekilde protesto ediyoruz.  Biz sözlere sözlerle karşılık veriyoruz, ancak kırk yıldır silahlarımızla zaferle ifade ettiğimiz gerçeklere karşı yalanla mücadele ediyoruz; Biz söze sözle karşılık veriyoruz, ama bu kırk yıldır gerçeğin yalana karşı olması ki bize atılan iftiralara, silahlarımızla galip bir şekilde itiraz ettik; bu mürekkep, bizim dökülen kanımız gibi bağımsızlığımızı ilan ediyor; ve bunlar ülkelerinin kararlarından başka üstün tanımayan adamların mühürleri - hiçbir ince konudan anlamayan, ancak Ruslar menzillerine girdiğinde silahlarını nasıl kullanacaklarını iyi bilen adamların. 


Bizi ele geçirecek güç kimde var? Sadakatimizi Sultan'a sunuyoruz, ancak eğer o, Rusya ile barış içindeyse bunu kabul edemez, çünkü Çerkesya savaş halindedir. Sadakatimiz özgür bir sunudur, onu satamaz, çünkü onu satın almamıştır. Gözümüzü çevirdiğimiz, ellerimizi kaldırdığımız İngiltere gibi büyük bir ulus, bize haksızlık edecekse, bizi hiç düşünmesin. Çerkeslerin dualarına kulağını kapatırken, Rusların oyunlarına kulağını açmasın. Vahşi ve barbar olarak adlandırılan bir halkla onun iftiracısı arasında gerçeklere dayalı olarak hüküm versin. 


Biz dört milyonuz, ancak maalesef birçok kabile, dil ve inanca bölündük; çeşitli geleneklerimiz, adetlerimiz, çıkarlarımız, ittifaklarımız ve anlaşmazlıklarımız var. Bugüne kadar ortak bir amacımız olmadı, ancak yönetim şekillerimiz ve itaat etme ve komut etme alışkanlıklarımız var. Savaş sırasında her grup tarafından seçilen lidere sorgusuz sualsiz itaat edilir, prenslerimiz ve büyüklerimiz çevrelerindeki büyük devletlerde olduğundan daha büyük bir yetkiyle yönetirler; ancak aramızda ortak bir lider olmaması nedeniyle doğunun her yerinde hüküm süren biz, daima yabancı bir lider seçtik. Böylece isteyerek Kırım Hanları'na ve daha sonra İstanbul'un Sultanlarına tabi olduk. 


Rusya, topraklarımızın herhangi bir bölümünü ele geçirdi her yerde, bizi köleleştirmeye, ordularına asker olarak kaydetmeye, terimizi ve kanımızı Rusya’nın zenginleştirilmesi için harcamamıza, savaşlarını sürdürmemize ve hatta kendi ülke insanlarımızı ve din kardeşlerimizi köleleştirmeye çalıştı ve bunda kısmen başarılı da oldu. Bu yüzden aramızda nefret büyüdü ve kan dökülmesi durmaksızın devam etti, aksi takdirde çoktan bir Moskof şefine boyun eğmiş olabilirdik. 


Onun zulmünün, inanca aykırı davranmasının, bozduğu sözlerinin hikayesi uzun ve üzücüdür; ülkemizi her taraftan sardı; bizi hayati ihtiyaçlardan mahrum bıraktı; ticaretimizi engelledi; bizim eski hanedan ailelerimizden kalanları suikastlarla yok ederek bizi yönlendirecek prenslerden yoksun bıraktı; tüm kabileleri ve köyleri yok etti; Porte'nin hain ajanlarını satın aldı; bizi fakirliğe sürükledi ve korku ve öfke içinde dünyanın her yerine bizi sürükledi, işlediği dehşetlerle Hristiyan Avrupa uluslarının gözünde bizi küçük düşürdü.

 

Eskiden yüz binlerce kişiyi bayrakları altında toplayabilen gücümüzü kaybettik, ancak şimdi nihayet Rusya'ya karşı birleşmiş durumdayız - bu uzun mücadele sırasında halkımızın yalnızca 200.000'i onun tarafından boyun eğdirildi, geri kalanlarından hiçbiri gönüllü olarak Rusya'ya hizmet etmedi. 


Birçok çocuk çalındı ve soyluların oğulları rehin alındı, ancak ülkelerini hatırlayabilenler kaçmayı başardı. Aramızda, imparatorun himayesine layık görülen, övülen ve onurlandırılan ve buna rağmen ülkesinin tehlikelerini tercih eden insanlar var. Aramızda Ruslardan nefret eden binlerce Rus var, Rusya topraklarındaki barbarlığımızı(!) kendi ülkelerinin medeniyetine tercih ediyorlar. Rusya topraklarımızın bazı noktalarına kaleler inşa etti, ancak topçu menzili dışına çıkmaktan cesaret edemiyorlar - 50.000 Rus son zamanlarda bir akın yaptı ve yenildiler. Bir ülke ancak silahlarla fethedilebilir, sözlerle değil.

 

Eğer Rusya bizi ele geçirirse, silahlarla değil, iletişimlerimizi keserek ve Türkiye ve İran'ı kendi toprakları gibi kullanarak ele geçirecek; denizi kendi toprakları gibi geçilmez hale getirerek; kıyımızı abluka altına alarak; sadece gemilerimizi değil, bize yaklaşan diğer devletlerin gemilerini de yok ederek; ürünlerimiz için bir pazarı elimizden alarak; bizim için hayati olan tuz, barut ve diğer savaş gereçlerini elde etmemizi engelleyerek; umudumuzu yok ederek yapacak. Ama biz bağımsızız - savaş halindeyiz - zafer kazanıyoruz. Avrupa'da bizi kölesi olarak gösteren, ülkemizi kendi toprağı olarak işaretleyen imparatorun temsilcisi, son zamanlarda Çerkeslerle iletişim kurdu – asilere af teklif etmek için değil, halkımız tarafından kuşatılan 20.000 kişinin geri alınması için pazarlık yapmak ve esir takası için düzenlemeler yapmak için.

Orjinal metin Portfolio'da yayınlandı (Londra, 1836).

Orjinal metni görüntülemek için aşağıdaki PDF ikonuna tıklayın!

bottom of page